130 59 1023KB
Turkish Pages [48] Year 1942
C8 23983 C. H. P. HALKEVLERİ
Yeni Seri Temsil Yayini No. 30 UC - NRLF
4 IAN TARUS
1134 B 3 184 8 35
BIR GEMI Bir Perdelik Piyes
ANKARA 1
9
4
2
BERKELEY
LIBRARY UNIVERSITY OF CALIFONIA
CUMHURİYET HALK PARTİSİ YENİ SERİ TEMSİL YAYINI No. 30
B i R
GEMI
Bir Perdelik Piyes
YAZAN :
İLHAN TARUS
ULUSAL
MATBAA
ANKARA — 1942 -
61078141
XC8
23983
ŞAHISLAR Müddeiumumi
-
Kaptan
Doktor -- Jandarma
Vakıa Rizenin arka tarafını çeviren, fındık ve çam ağaçlarıyle örtülü bir dağda, metrûk bir su değirmenin de geçer .
SAHNE : 7
( Bir balıkçı gemisinin kaptan kamarasına benzetilmiş, küçük ve basit bir oda. Arkada dü men mevkiini andıran camlı, geniş bir pencere.
Önünde pusulaya benzer yüksek bir sandık. Bir dümen tekerleği.. Kenarlarda alçak gemici is kemleleri, duvarlarda birkaç cankurtaran simidi, muşambadan bir balıkçı pardesüsü , bir kaptan kas keti. Tavanda, bir gemideki gibi, üzeri telle kapa li bir ampul. Pencereden bulutlu, fırtınalı bir gökyüzü gö
rünür. Camın hemen arkasında, bir su değirmeni
nin büyük tekerleği gürültü ile, ağır ağır dönmek tedir . Su ve rüzgâr sesi. ) KAPTAN ( Siyah bir fanilâ giymiş, siyah sa kallı, kırmızı yüzlü, iri yarı bir adam ) ( Kapıdan gire
rek ) Buyurun.. Buyurun... Kusura bakmayın ... Dağ ba şında bu kadar olur ...
( Müddeiumumi, doktor, jandarma, yağmurdan sırsıklam olmuş, şaşkın bir halde girerler. ) MÜDDEİUMUMİ ( Etrafına bakınarak ) Es tağfurullah efendim, estağfurullah !... Gecenin bu vak
tinde, bu havada, böyle rahat bir yer bulduğumuza şük redelim . Hem... KAPTAN
-
( Sözünü keser )
Tekaüt olmuş bir
gemi bu işte ! Hâlâ sürüklemeğe çalışıyoruz. Ne yapalım,
02255
baba yadigârı! Ah, affedersiniz, daldık , benim geveze liğim bir tutarsa ... Buyurun çıkarın yağmurluklarınızı...
Hiç sıkılmayın allahaşkına .. Kendi eviniz gibi.. Farz edin ki yüksek kamaralarınızda, beyaz çarşaflar içinde,
sıcacık yatarken , hafazanallah geminiz bir kazaya uğra mış da, biz de sizi kurtarmış, takamıza almışız. Kusura bakmayın . ( Telâşla ) Buyurun, oturun ! ..
MÜDDEİUMUMİ ( Hayretle etrafına bakına rak ) Âdeta bir gemi kamarası! Gözlerime inanamıya cağım geliyor. Burada, denizden iki yüz kilometre uzak ta , bu dağın tepesnde ... KAPTAN — E... Kader kısmet böyle imiş! Bizim gemi artık kayalara çarptı. Dağların tepesinde yüzüyo ruz. Ne yaparsın efendi ağabey, her zaman denizi nere .
de bulacağız ? Kimisi Allahın bahtiyar kuludur, engin lerde pupa yelken dolaşır. Kimisi... Bizim gibiler de böyle sapanla atılmış gibi, bunun burasında, gemicilik etmeğe çalışır. Lâkin ben de olur gevezelerden değilim .
Hemen kendi hikâyemi anlatmaya başladım . Bir de siz leri sormalı. Gecenin bu vaktinde nereden böyle ? Al lahalem yolunuzu sapıttınız . DOKTOR
Öyel oldu Kaptan . Yakınlarda bir
yerde bu sabah bir cürmümeşhut oldu. Günü birlik ka zaya dönmek istedik . Bir yağmur, bir kıyamet. (jan darmayı göstererek ) Bizim Mehmet de pusulayı şaşır dı. Ormana vurmuşuz . Göz gözü görmüyordu ki... Der ken senin ışık, tepede parladı. Atları sürdük. Mehmet vaktile burada bir değirmen olduğunu hatırlıyor. Köy de iken arasıra gelir, buğdayını öğütürmüş. Bir de bak tık ki...
KAPTAN — Koskocaman bir gemi, değil mi, hay Allah müstahakını 4
versin ! ( dakikalarca
güler ) Kos
kocaman bir gemi ! Hah !.. Hah !. Hah ! .. Olur iş mi bu dediniz , ha ? Çam ormanlarının arasına sıkışmış... Efen dime söyliyeyim , dibinde koskoca bir uskur.. Yelkenler
fora ! Ne dersiniz buna ? Ha ? ( Garip bir şekilde tekrar gülmeye başlar. Ötekiler bakışırlar ) E... şimdi yolcu larımızı doyurmağa bakalım . Fazla lâfın sırasın değil. Artık beni hoş görürsünüz. Komanyamız da pek öyle ahım şahım şeyler değildir. MÜDDEİUMUMİ Zahmet etmeyin, bizim kar nimiz tok. Hiç rahatsız olmayın ! -
DOKTOR
Öyle, öyle.. Köyden çıkarken tıka
basa yemiştik .
KAPTAN — A... Hiç öyle şey olur mu ? Köyden siz öğle vakti çıktınız . ( jandarmaya ) Hangi köy o ? JANDARMA
Dumanlı !
-
KAPTAN Gördün mü ? Aşağı yukarı sekiz sa atlik yer! Hem de at sırtında, orman içinde. At ve or
man, insanı deniz gibi acıktırır . Biliyorum ki şimdi ka rınlarınız düdük çalıyor. Bana bir dakika müsaade! Siz
oturun , keyfinize bakın ! ( Pencereyi göstererek ) Orada neler oluyor, seyredin ! Bu akşam hava fena! Belki da ha fena olacak ( Çıkar )
MÜDDEİUMUMİ DOKTOR
( Doktora, yavaşça ) Bu ne ?
- ( Parmağını
dudaklarına götürür )
Sus! Enteresan bir yere düştük galiba ! ( jandarmaya ) Ha Mehmet ? Sen tanıyor musun, kim bu adam ? JANDARMA
Vallahi bilmiyorum beyim . Ka
sabada kulağımıza çalınmıştı. Bir gemici gelmiş, çarşı dan öte beri almış. Abuk sabuk bir şeyler söylenmiş. 5
Sonra ortadan yok olmuş, diyorlardı. Epi var . Galiba bu adam olacak. DOKTOR
Ne zamanlar bu ?
Birkaç yıl oluyor beyim .
JANDARMA
DOKTOR ise.. Dur bakalım .
Allah Allah . Ben hiç işitmedim . Ne
MÜDDEIUMUMİ
Önce gemici olduğu muhak
kak ! DOKTOR
Şu odanın haline bak. Ne de güzel
yapmış !
MÜDDEİUMUMİ
Vallahi hayret edilecek şey
bu . Adam deli meli olmasın da...
DOKTOR -- Aklî muvazenesi pek de yerinde sa
yılamaz. Fakat korkulacak bir vaziyet yok. Eğer mek tepteki tabirler aklımda kalsaydı, bunun bir ismi vardı ya... Şimdi hatırlayamıyacağım . Şüphesiz bir marazî hal
karşısında bulunuyoruz . Fakat senin aklına geldiği gibi zararsız , daha iyi, hattâ daha tatlı ve daha alâkaya değer bir hasta ! Buna değil . Bilâkis, bilâkis bizden daha
eminim . Şimdi göreceksin , bize mutlak hayatını anlata cak. Bunlar , deminden beri de delillerini mütemadiyen ortaya vurup durdu , başlarından geçenleri anlatmak me rakındadırlar . Bu suretle içlerini dolduran acıyı boşalt
mak ve kafalarına takılmış olan hatıradan kendilerini kurtarmak , ne diyeyim , bir nevi boşaltma ve rahatlama insiyakındadırlar . Ona bu teselliyi verdiğimiz için deli
oluyor , görmüyor musun ? Talihimiz iyi imiş. Korkarım bu akşam uyku falan aklımıza gelmiyecek . Hoş, bu gü rültüde zaten uyunmaz ya.. Durun bakalım , geliyor ga liba.. Aman sızıntı vermeyin !.. 6
( Kaptan girer elinde bir tahta tepsi, içinde tabaklar vardır ) KAPTAN
Ne kadar utandım . Ne kadar utan
dim. Anbarda bir şeycikler kalmamış. Böyle şerefli yol culara...
MÜDDEİUMUMİ Niçin üzülüyorsunuz Kap tan ? Misafir umduğunu değil, bulduğunu yer. Hem de böyle gece yarısı gelen misafir ! Sen merak etme, bir az peynir ekmek, biz öpüp başımıza koyarız. -
KAPTAN
Ayağınızı öpeyim kusura
bakma
yin ... Yabancı değilsiniz. (Önlerine bir sandalya çeker, tepsiyi kor ) Hadi buyurun.. ( jandarmaya ) Hadi sokul arkadaş !. Sokul bakayım . Beyler müsaade ederler. MÜDDEİUMUMİ - Gel Mehmet, yaklaş ! Oooo ..
Bu ne ikram canım ? Sizin kileriniz şehirlerdekilerden zengin maşallah. Vallahi bizi mahcup ediyorsunuz. KAPTAN
Haddimiz mi beyim ? Ne kadar ol
sa gemidir. Gidip de uzun zaman dönmemek var. Teda rikli bulunmalı. Deniz hali bu, belli olmaz. İnsanın der
ya ortasında açlıktan kakirdaması ne demektir ? Ayıp olur. İnsana gülerler sonra ... DOKTOR
( Yemek yerken ) Afedersiniz Kap
tan, bu kaysı reçeli mi ? Pek nefis bir şey !.. (Gülerek ) Hayır beyim , mürdüm eriğidir. Acizane ben kaynattım. Hoşunuza gitti mi ? KAPTAN
DOKTOR
Pek ! Doğrusu elinize sağlık .
MÜDDEIUMUMİ
Hakikaten güzel, ya bu ? Çi
lek galiba !.. 7
KAPTAN — Yine hayır beyefendiciğim , o da ko ca yemiştir. Dağların çileği! Buralarda boldur. Biz onu
pek severiz. Evlerimizde çömleklerle vardır. Balığa çı karken birkaç kavanoz yanımıza alırız . Hem sıcak tutar, hem tokluğu süreklidir. Afiyt olsun ! Teşekkür ederiz .
DOKTOR
MÜDDEİUMUMİ — Eksik olma Kaptan Sana borcumuzu nasıl ödiyeceğiz bilmem .
Baba.
İşt buna darıldım . Yooo .. Borç morç lâfı istemem . Burada kendi evinizdesiniz dedik ya !... Böyle sözlere dayanamam . Borç ne demek ? Gece vak KAPTAN
ti gemime iltica eden üç hemşeriye iki lokma
ekmek
verdim diye peşinizden mi geleceğim ? DOKTOR — Hayır canım , onu demek istemedi. Hani size nasıl teşekkür edeceğiz, bizi çok utandırıyor. sunuz demek istiyor arkadaş. .
KAPTAN Utanmak size değil, bize düşer. Şimdi ben size âlâ bir uskumru tavası yapmamalı mı
idim ? Ne çare, bugün balık çıkmadı. Talihinize küsün ! Yarına Allah kerim. Ağlara bir şey vurursa o borcu muzu da öderiz . DOKTOR
Allah kısmet ederse biz erkenden
yola çıkacağız. İnşaallah başka bir sefer... KAPTAN
( Sözünü keserek )
Yooo ... Dinim
hakkı için bırakmam. Burada bir kaç gün misafirim olursunuz. Sizi gezdiririm, tozdururum . Bir az hava alır siniz . Ondan sonra ...
MÜDDEİUMUMI Ne zahmet Kaptan, ne zah met ? Hem malûm ya, bizim vazifelerimiz var. Yarın 8
kazada bulunmalıyız. Doktorun dediği ziyaret için , ço luk çocuk geliriz. Pazarı burada geçiririz. KAPTAN ( Birden bire ciddî) Çoluk çocuğu nuzla mı ? Ah, beni ihya edersiniz beyim . Beni ihya
edersiniz. Demek çocuklarınız var ? Kaç tane ? MÜDDEİUMUMİ – Benim Allah bağışlarsa üç. Doktorun iki. O daha yeni evelndi. Sizin de var mı ? KAPTAN nim de vardı!
( Başını önüne eğer ) Benim... Be
( Müddeiumumi
ve doktor
bakışırlar ; su
sarlar ) . ( Sükût ) ( Dışarda teķerleğin ve rüzgârın sesi artar )
( Yerinden kalkar, camin önüne giderek dışarısını seyreder ) Hava bozuyor ! ( jandarma KAPTAN
tepsiyi kaldırır, bir kenara koyar) şu bulutları görüyor musunuz ? Hiç şaşmaz !.. Dayan benim emektar kabur galarım , dayan !...
MÜDDEİUMUMİ -- Korku yok değil mi ? KAPTAN Korku mu ? O bizim mahalleye uğ ramaz ! Hem neden korkacak mışız ? Yelkenler yeni ! Dümen sağlam ! Uşaklar tığ gibi! Neden korkacakmışız ?
İnayeti rabbaniye ile, bize mi demeyiz ! DOKTOR
( Gayet yavaş ) Karayel fenadır, de
ğil mi Kaptan ? KAPTAN
Eeee... Karadenizde hatırını geçi
rir biraz ! Alimallah gemiyi bir kundak gibi oradan ora ya savurur. Serenler islık çalar. Kaburgalar çatırrr ... ça tirrrr... öter ! Şaka mı ? Karayel bu. Alimallah ana, ev 9
lât demez ; ekmek , su demez, eritiverir adamı! Az mt gördük ? Az mi çektik ? Kahpe karayel !.. Kim bilir ne meraklı hatıralarınız
DOKTOR vardır ?
KAPTAN - Ne demezsin birader, roman ! Hem nasıl ? Başı, sonu belirsiz bir roman ! Bir yaprağı bile in sanı dünyasından geçirir. Kanını kemiklerine sızdırır. Hey gidi Karadeniz hey !... MÜDDEİUMUMİ
Çok oldu mu ayrılalı deniz
den ?
Uç yıl kadar oluyor gözüm . Ama
KAPTAN
bana üç yüz yıl gibi uzun geldi. Hani şunun şurasında bir rüzgâr, bir yalancı pervane, bir hava olmasa, kahum dan zıbarır giderdim . Bereket versin ki... DOKTOR
Maşallah hiç bir şeyiniz eksik de
ğil! KAPTAN
-
Hamdolsun yaradana ! Buna da şü
kürler olsun !
DOKTOR
Sık sık böyle firtinalar olur mu ?
KAPTAN - Her zaman ! Niçin burasını seçtik , a beyim ? Bu fırtına da olmasa, biz nasıl nefes alırız ? Na sıl derdimizi avuturuz ? Nasıl bağrımızı soğuturuz ?. Boğuluveririz lâhzacıkta. Öyle ! Ne mutlu size, istediğiniz bir DOKTOR yerde, istediğiniz havalar ve rüzgârlar arasında yaşıyor sunuz. Ne mutlu !
KAPTAN – Eh , öyle diyelim de öyle olsun ! De dik ya.. Buna da şükür ! Allah beterinden saklasın ! Ti. marhanelik olmaktansa ? ...
10
DOKTOR
O nasıl söz kaptan ? Hiç bir şeyiniz
yok ! Dost başından irak !
Bilâkis hepimizin arayıp da MÜDDEİUMUMİ bulamadığı bir hayat! Keşke ben de... Ben de böyle... KAPTAN (Keserek ) Deme öyle baba dostu, deme öyle ! Herkes kendisini bilir. Her koyun kendi ba cağından asılır. Herkes kendi değirmenini döndürür. Etrafı görmez. Şu adam böyle kafası önünde, düşünür. Şu, yolda yürürken ayakları birbirine dolaşır. Beriki is kele kahvesinde oturup dururken , birden bire, küt di ye yere yıkılır; bakarsın gitmiş! Neme lâzım ! Bir sapa
ni bir kişi sürer, iki değil! Felâket bir kişinin başına ge lir, öteki duymaz, duysa anlamaz, anlasa umursamaz ! Bu böyle gelmiş, böyle gider! DOKTOR
Doğru !
Gece yarısı başınızı ağrıtıyorum. Şim di size yatacak yer tedarik etmeli. KAPTAN
MÜDDEIUMUMİ Sakın... Sakın zahmet etme. Biz uykumuz gelince şuralara, bir yere uzanırız . -
DOKTOR
Öyle... Öyle... Uykumuz yok daha..
Zaten ne kaldı sabaha.. Birazdan gün ağarmağa baş lar.
KAPTAN -- Siz dayanamazsınız. Rahatsız olur sunuz. Etmeyin !
MÜDDEİUMUMİ Rica ederiz Kaptan , siz üzülmeyiniz. Emin olun ki uykumuz gelince size söy leriz . KAPTAN
Pekâlâ , öyle olsun. Vebaliniz boy
nunuza ! Hani içerde birkaç kişilik sedirimiz vardır . Te mizdir. Battaniyeleri atarız... 11
MÜDDEIUMUMİ
Olur, olur ! Kolay. Zaten bu rüzgârda pek uyku tutmaz ya... KAPTAN - Orası öyle ! Alışmak lâzım , alışmak !
İnsan her şeye alışıyor. İyiye de, kötüye de ! Baştan ali şamam sanıyor. Deli olurum , ölür, geberirim sanıyor. Bir şeycikler olmuyor. Âdem oğlu öyle sağlam yapılı bir bina. Vuruyor dağ gibi dalgalar, çarpıyor dev gibi rüz gâr ! Dünya yerinden oynuyor . Ev , ocak,
ana , avrat,
ayal, uşak gidiyor. Sen ortada parmak gibi ayaktasını Olur, iş mi bụ ? Olur iş mi ? Dayanacaksın ! Allah sana bu gözleri neye vermiş ? Ağlayacaksın ! Bu gırtlağı ne
ye vermiş ? Haykıracaksın ! Bu göğüs, bu gövdeyi neye vermiş ? Dayanacaksın ! Altındaki tekne yer yer deline bilir. Dümenin yerinden kopup dalgalara kapılabilir . Uşakların gözlerinin önünde, birer birer
serenlerden
kopup sulara karışabilir. Yelkenlerin param parça gü verteye serilebilir . Aldırma, madem ki sana yaşamal: işi yükletilmiştir, yerinde dur ! Kıpırdama ! Ciğerinin ka nini içine akıt ve yumruklarının terini ağlarına sil. Da yan köpekoğlusu ! JANDARMA KAPTAN
-
Öyle dayı, öyle !.. Bak yiğite, nasıl halden anlar : Na .
sıl da anlarsınız ! Kimbilir sizin de ne dertleriniz vardir ?
İnsan oğlu dertsiz olur mu ? Kim bilir bunu ? Kimse ! Kimse ! Lâkin benimki öyle değil. Benimki başka türlü. Benimki deniz işi, deniz ! DOKTOR
Ne oldu Kaptan ?
KAPTAN -- Ne olsun beyim ? Sen insan bir ada
ma benziyorsun. Hepiniz insan adamlarsınız, belli ! Yok sa şu saatte, benim mezarıma çıkıp gelmenize ne mâna verebilirdim ?.. Başınızı ağrıtmayayım. 12
MÜDDEİUMUMİ
Estağfurullah , bilâkis inin
nettar oluruz . DOKTOR
Eğer sizi müteessir etmezse ?
KAPTAN Yok canım ! yok canım ! Artık biz de o kaldı mı ki ? O az acı çekmişlere mahsus bir ilâçtır.
Bize o ilâçtan vermiyorlar. Elâlemin anası ölür, babası ölür, evi yanar , ocağı yıkılır .. Olur, olur! Ağlar, ijini
temizelr. Sızlar, rahat eder. Bizimki öyle mi ya ?.. Ne ağlayabilirsin, ne sızlayabilirsin , hepsi tükenmiş, bit miş ! Bir oğlana, iki oğlana, üç oğlana ağlanır. Benim gi bi altı uşağını birden denize gömen adam ne etsin ? Ha ? Ne etsin ?
MÜDDEİUMUMİ
Vah ! Vah !
tane aslan gibi evlât ! Geçersin dümene, fora edersin yelkenleri, motoru sustu rursun ! Onlar, oradan oraya koşuşurlar. Serenlere tır. manırlar. Şişen yelkenlerin arasında, ipten ipe sekerler. Gel keyfim gel! Lâkin ... Lâkin efendi, lâkin günün bi KAPTAN
Ya ! .. Altı
.rinde, işte böyle... ( Parmağıyle gök yüzünü gösterir )
İşte böyle azgın bir düşman ; işte böyle görünme den, haber vermeden ; işte böyle sinsi sinsi gelir, ensene
biner. Bir dakika içinde teknen karmakarışık olur, gö zünü açıp bakarsın ki ortada ne dümen var, ne yelken var, ne de evlât ! Hepsi uçmuş ! Hepsi gitmiş! ( Hıçkırır, sükût ) Sonra alırsın oltanı, gelirsin bu dağ başına! Bura da sana gülecek hiç kimse yoktur. Eski günleri hatırla tacak hiç bir şey yoktur.. Etraftan korkmadan, denizin yüzünü görmeden .. O katil yüzünü... İnsanları unuta 13
rak ve rüzgârı, bu yalancı rüzgârı, bu yalancı deniz se sini dinleyerek , bu yalancı pervane gürültüsü ile kulak
larını doldurarak, köpekçe bir ömür sürmeğe başlar sın ! Ormandan balık yerine ahlat, midye yerine keçi boynucu ve hamsi yerine kocayemişi toplarsın ! Kaya lardan kazma ile tuz kırar, değirmen taşlarını göğsünle çevirerek öğütürsün .. Sonra bunalrı buğday havuzun daki dere suyuna katar ; yine sahte, yine yalancı bir de niz suyu yaparsın . Sabah akşam yıkarısn başını, yüzünü ,
kollarını, ayaklarını bu deniz suyu ile ..
Dudaklarında
Karadenizin tadı ve saçlarının dibinde Karadenizin is
laklığı, uzanırsın kerevetine ! Yat babam yat ! Arasıra böyle fırtınalar da olmasa ; hani insan, şu yardan ken
disini kaldırıp atayım der. Öyle bir can sıkıcı gemidir bu. Öyle bir Allahın belâsı gemidir bu ! MÜDDEİUMUMİ
Peki, neden yeni bir gemi...
KAPTAN -- Yeni bir gemi mi ? İlâhi efendi, şim di bir gemi kaça alınabilir ki ? Bizde mangır kaldı mı ? Hepsini ona harcamıştım . Tamir parasiyle belki üç ge mi alınabilirdi. Fakat, atmadık ! Büyük babama, baba ma, rahmetli ağama ekmek parası veren o hain kalbu ra kıyamadık. O katil tekneye nankörlük edemedik. Hem nasıl edebilirdik ?
Evimizin duvarındaki beyaz
kireç, kilerindeki ak un, onun sayesinde alınmıştı. Lâm
bamızda onun gazı, ocağımızda onun odunu yanıyordu. Gırtlağımızı onun ekmeğiyle, tavuklarımızı onun darısı ile, doyuruyorduk. O deniz kenarında yatmıyordu : bi zim evde, bizimle beraber yaşıyordu. Rahmetli anam hep söylerdi: Geceleri gözümü açıyorum, yatağımın ya
nında up uzun yelkenleriyle, serenleriyle, bizim (Pelen gi Derya ) yatıyor... Hiç gözümün önünden gitmiyor, diye! Lâkin efendi, bir görseydiniz ( Pelengi Derya ) yi, 14
bir görseydiniz ! Ah... Ne güzel gemi idi. Limanda oka dar yeni, okadar büyük gemiler vardı. Lâkin bizimki başka idi, başka ! Nasıl başka ? Orasını anlatamam . Di lim dönmez buna ; en kestirmesi onu görmekti. Siz onu göremediniz, yazık ! DOKTOR
-
KAPTAN
İnşallah yenisini görürüz Kaptan ! Ah beyim, böyle söyleme. O artık
bizden geçti. Bize burası çok bile. Şükür yiyecek ekmek bulduğumuza ! Hemşerilerin yardımı olmasa ona da çoktan hasret kalacaktık ya.. Bereket, eloğlu kolay ko lay unutmaz adamı. Hısım , akraba sağ olsunlar, erza kımızı aydan aya yollarlar. Eş dost da.. Eski arkadaş lar... İşte burada ömrümüzü tüketmeğe çalışıyoruz. Ba kalım bu gemiyi ne zaman batıracağız. Bu sefer ben de beraber... Cumburlop ! Yo, olmaz ! Can tatlı, tatlı ama , artık okadar değil! Bileydim böyle olacağını, kurtarır
mıydım kendimi... Ah kafa ! ( Yumrukla başına vurur) Ah eşek kafalı ! Atar mısın kulacı, bağırır mısın ( yeti şin ) diye ? Al bakalım, burada elâlem maskarası ol da gör ! ( Tekrar hıçkırmaya başlar. Jandarma gözlerini si lerek kalkar ) JANDARMA
Efendi, ben bir hayvanlara ba
kayım ( Çıkar ) MÜDDEİUMUMİ
Fazla
müteessir
oldunuz.
Keşke bu bahsi açmasaydık. KAPTAN
Ne zararı
var efendim ,
ne
zararı
var ?
DOKTOR - İnsanın başından türlü şeyler geçer.
Üzülmeyiniz ! Elbet bir çaresi bulunur. Ölümden gayri her şeyin çaresi vardır ! 15
Çare ? Ölüm ?
KAPTAN
DOKTOR -- Deme öyle Kaptan . Bilir misin ben
anamı, babamı hiç tanımam ! Ya !... Annem beni doğu rurken , babam da, ben bir yaşında iken ölmüş. Bir ak raba yanında büyümüşüm . Bir resimleri bile elimde yok . Ne dersin buna ?
KAPTAN — Vah zavallı uşak !
Gördün mü ? Felâket yalnız senin
DOKTOR
başına gelmiş bir şey değil! İnşallah yeniden bir gemi sahibi olursun . Yeniden evlenir, çoluk çocuk yetiştirir sin ! Maşaallah daha gençsin ! Uzun bir ömrün var . Dur bakalım , öyle birden bire kendini kaybetme! KAPTAN
Ah !
-
( Yumuşak bir sesle devam eder ) Bizi buraya talih getirdi. Hepimiz için hayırlı olacak bu DOKTOR
-
tesadüf! Sana bir yardım yapabilirsek , senin kadar bah tiyar oluruz, biz de !
MÜDDEİUMUMİ
Aman doktor, ben de pek
rica ederim . Elimden ne gelirse yaparım . Kaptan artık bizim kardeşimiz sayılır . Eğer kabul ederse ?..
KAPTAN - Tövbe.. Tövbe ! Sizin gibi efendile re... Ne mutlu bana, ne mutlu, ama ve lâkin... -
DOKTOR
Ne var ?
KAPTAN
Bilmem ki ? Bana hiç dokunmasa
DOKTOR
Hayır, yanlış fikirlere kapılma. Se.
niz ...
ni rahatsız etmek aklımızdan bile geçmez. KAPTAN
16
Sakın hastaneye falan ...
Yok canım , yok ...
DOKTOR
Düşündüğün şeye bak . Has tanede işin ne senin Kaptan ? DOKTOR Sen hasta falan değilsin ki ? KAPTAN ( Mütereddit ) Yok , hani, mesela .. MÜDDEİUMUMİ
-
Bırak canım şu lâfları, Allahını se versen ... Çocuk olma. Hastane hastalara mahsustur . Sen maşallah bizden daha sağlamsın. Aslan gibisin . Sa na lâzım olan bir gemi! DOKTOR
( Dışarda fırtına birden bire artar. Değirme nin tekerleği gürültü ve çatırtı ile döner. Bir müd det dinlerler . ) KAPTAN ( Başı önünde, mırıldanır gibi, ağır ve dalgın ) Bir gemi! MÜDDEİUMUMİ
( Aynı şekilde,
düşünceli )
Bir gemi!
DOKTOR — Bir gemi lâzım ! Bulacağız . Millet sağ olsun! Böyle bir aslan , bu dağ başında, sudan çıkmış balık gibi, oturamaz !
( Pencereye bakar, birden bire ye
KAPTAN
rinden kalkar ) Hava arttı! Ben anbara ineyim biraz ! ( Kendisini kaybetmiş bir halde süratle dışa
rı çıkar. ) MÜDDEİUMUMI DOKTOR
.
( Korku ile ) Ne oluyor ?
Dur, telaş etme! Her şeyi hallede
ceğiz. Bu adamı kurtaralım , kardeşim . MÜDDEİUMUMİ - Kurtaralım doktorcuğum . Kurtaralım , fakat nasıl ? Çaresi ne bunun ? .
17
Çaresi ? Onu yeniden denize çıkar mak. Onu bir gemi sahibi etmek !. DOKTOR
.
MÜDDEÍUMUMİ - Bu , güç bir iş ! DOKTOR
Evet, oldukça ! Fakat mümkün !
-
MÜDDEİUMUMİ
Nasıl ?
Çalışacağız !
DOKTOR
MÜDDEIUMUMİ
Nasıl ?
Şimdi sus ! Sakın yanlış bir hare ket yapma, pek rica ederim . Ona daima inanmak lâ DOKTOR
-
zim . Daima ona inanacağız . Onu kurtarmak için ilk ya pacağımız şey budur.
Peki! Dışarda da kıyamet MUDDEİUMUMİ kopuyor. DOKTOR Beni düşündüren de bu ya... Bu çok
tehlikeli bir şey... Fakat idare edeceğiz. Ne yapalım ? Fırtına, onun kafasını daima tahteşşuuruna doğru çeki yor. Orada ne varsa karıştırıyor, ayaklandırıyor. Fakat bizi daima bir yolcu gibi gördüğü
için hiç bir tehlike
yok. Kaptanlar yolcularının üzerine kanat gererler ! Bu rada evmizden daha çok emniyette sayılabiliriz. Binadan korkuyorum . MÜDDEİUMUMİ
DOKTOR - Hadi canım.. Bu dağın tepesine, bu, rüzgârların çarpıştığı yere kurulan bina, öyle kolay ko lay yıkılmaz. MÜDDEİUMUMİ Yıkılsa da ne çıkar yahu.. -
Başa gelen çekilir. Ah şu adama bir iyilik yapabilsek ! ( Elini onun dizine koyar ) Yapaca ğız, öyle ümid ediyorum . DOKTOR
18
MÜDDEİUMUMİ
Yaşa Doktor ! Hakikî bir in
sansın sen ! Benden de ne istersen, ne dilersen, hazırım !
Şimdiden bir maaşımı bu işe koyarım . DOKTOR — Ben de koyuyorum .
( Birbirlerinin elini sıkarlar )
KAPTAN — (Telâşla içeri girer, hali gayri tabi idir ) Efendiler, şu muşambaları giyiniz ! Birer kenara yapışınız ! Hiç bırakmayınız ! Tehlike yok , korkmayı niz ! Karadeniz yine kudurdu ! ( Doktorla Müddeiumumî hemen
kalkarak
yağmurlukları giyerler. Kaptan lâmbayı söndürür. Oda karanlık olur. Yalnız şimşeklerle vakit vakit aydınlanmaktadır. Sonra camin önüne gider, iki kanadını birden açar ; idaya rüzgâr Fırtına son haddine varmıştır. Aşağıdan
dolar. atların
kişnemeleri işitilir. Kaptan da ' muşamba caketini kukuletesini giymiştir. Dümen tekerleğine yapışır.
Kolunu pencereden dışarı uzatarak keskin ve dik bir sesle bağırır. ) Alabanda sancak ! Bütün yel kenler fora ! Hasan çek demirleri yavrum ! Hüseyin, ay rılma halatların başından ! Yusuf, Mürteza, Osman , yer lerinizden kıpırdamayın ! Mehmet Ali! Mehmet Ali ! Sık dişini, aldırma dalgalara, varsın vursun imansızlar ! Varsın kırsın aslanlar ! Gözlerinizi kırpmayın ! Hadi benim yavrularım ! Hadi kurtlarım ! Hadi benim baba
yiğitlerim !... Karadeniz ! Karadeniz !... Hey anam hey !.. ( Müddeiumumi
ve Doktor
korku
içinde
camdan dışarısını seyrederler. ) - PERDE
19
CUMHURİYET HALK PARTISI " YENİ SERİ TEMSİL YAYINI No. 30
BiR
GEMI
Bir Perdelik Piyes
YAZAN :
İLHAN TARUS
ULUSAL MATBAA ANKARA - 1942
ŞAHISLAR Müddeiumumi
Kaptan
Doktor
Jandarma
Vakıa Rizenin arka tarafını çeviren, fındık ve çam ağaçlarıyle örtülü bir dağda, metrûk bir su değirmenin de geçer.
SAHNE :
( Bir balıkçı gemisinin kaptan kamarasına benzetilmiş, küçük ve basit bir oda. Arkada dü men mevkiini andıran camlı, geniş bir pencere.
Önünde pusulaya benzer yüksek bir sandık. Bir dümen tekerleği.. Kenarlarda alçak gemici is kemleleri,, duvarlarda birkaç cankurtaran simidi, muşambadan bir balıkçı pardesüsü, bir kaptan kas keti. Tavanda, bir gemideki gibi, üzeri telle kapa li bir ampul .
Pencereden bulutlu, fırtınalı bir gökyüzü gö rünür. Camın hemen arkasında, bir su değirmeni nin büyük tekerleği gürültü ile, ağır ağır dönmek tedir. Su ve rüzgâr sesi. ) KAPTAN
( Siyah bir fanilâ giymiş, siyah sa
kallı, kırmızı yüzlü , iri yarı bir adam ) ( Kapıdan gire rek ) Buyurun.. Buyurun ... Kusura bakmayın ... Dağ ba şında bu kadar olur...
( Müddeiumumi, doktor, jandarma, yağmurdan sırsıklam olmuş, şaşkın bir halde girerler. ) MÜDDEİUMUMİ
-
( Etrafına
bakınarak ) Es
tağfurullah efendim , estağfurullah ! ... Gecenin bu vak tinde, bu havada, böyle rahat bir yer bulduğumuza şük redelim. Hem... KAPTAN
( Sözünü keser )
Tekaüt olmuş bir
gemi bu işte! Hâlâ sürüklemeğe çalışıyoruz. Ne yapalım ,
baba yadigârı! Ah , affedersiniz, daldık , benim geveze
liğim bir tutarsa ... Buyurun çıkarın yağmurluklarınızı... Hiç sıkılmayın allahaşkına .. Kendi eviniz gibi.. Farz edin ki yüksek kamaralarınızda, beyaz çarşaflar içinde, sıcacık yatarken , hafazanallah geminiz bir kazaya uğra mış da, biz de sizi kurtarmış, takamıza almışız. Kusura bakmayın . (Telâşla) Buyurun , oturun !.. .
MÜDDEIUMUMİ
(Hayretle etrafına bakına rak ) Âdeta bir gemi kamarası ! Gözlerime inanamıya
cağım geliyor. Burada, denizden iki yüz kilometre uzak ta , bu dağın tepesnde ... ΚΑΡΤΑΝ
E... Kader kısmet böyle imiş ! Bizim
gemi artık kayalara çarptı. Dağların tepesinde yüzüyo ruz. Ne yaparsın efendi ağabey, her zaman denizi nere de bulacağız ? Kimisi Allahın bahtiyar kuludur, engin lerde pupa yelken dolaşır. Kimisi... Bizim
gibiler de
böyle sapanla atılmış gibi, bunun burasında, gemicilik etmeğe çalışır. Lakin ben de olur gevezelerden değilim .
Hemen kendi hikâyemi anlatmaya başladım . Bir de siz leri sormalı. Gecenin bu vaktinde nereden böyle ? Al lahalem yolunuzu sapıttınız . DOKTOR Öyel oldu Kaptan. Yakınlarda bir yerde bu sabah bir cürmümeşhut oldu. Günü birlik ka
zaya dönmek istedik . Bir yağmur, bir kıyamet. (jan darmayı göstererek ) Bizim Mehmet de pusulayı şaşır dı. Ormana vurmuşuz. Göz gözü görmüyordu ki... Der ken senin işık , tepede parladı. Atlan sürdük . Mehmet vaktile burada bir değirmen olduğunu hatırlıyor. Köy de iken arasıra gelir, buğdayını öğütürmüş. Bir de bak tık ki...
KAPTAN -- Koskocaman bir gemi, değil mi, hay
Allah müstahakını versin ! ( dakikalarca
güler) Kos
kocaman bir gemi! Hah ! .. Hah !. Hah !.. Olur iş mi bu dediniz, ha ? Çam ormanlarının arasına sıkışmış ... Efen
dime söyliyeyim , dibinde koskoca bir uskur .. Yelkenler fora ! Ne dersiniz buna ? Ha ? ( Garip bir şekilde tekrar
gülmeye başlar. Ötekiler bakışırlar ) E... Şimdi yolcu larımızı doyurmağa bakalım . Fazla lâfın sırasın değil. Artık beni hoş görürsünüz . Komanyamız da pek öyle ahım şahım şeyler değildir.
MÜDDEİUMUMİ — Zahmet etmeyin , bizim kar nimiz tok. Hiç rahatsız olmayın ! DOKTOR
Öyle, öyle.. Köyden çıkarken tika
basa yemiştik .
KAPTAN — A... Hiç öyle şey olur mu ? Köyden siz öğle vakti çıktınız. ( jandarmaya ) Hangi köy o ? JANDARMA
-
Dumanlı !
Gördün mü ? Aşağı yukarı sekiz sa atlik yer ! Hem de at sırtında, orman içinde. At ve or man, insanı deniz gibi acıktırır . Biliyorum ki şimdi: ka rınlarınız düdük çalıyor. Bana bir dakika müsaade ! Siz KAPTAN
.
oturun, keyfinize bakın ! ( Pencereyi göstererek ) Orada neler oluyor, seyredin ! Bu akşam hava fena ! Belki da ha fena olacak ( Çıkar )
MÜDDEİUMUMİ
( Doktora , yavaşça ) Bu ne ?
( Parmağını dudaklarına götürür ) Sus ! Enteresan bir yere düştük galiba ! ( jandarmaya ) Ha Mehmet ? Sen tanıyor musun, kim bu adam ? DOKTOR
JANDARMA
Vallahi bilmiyorum beyim . Ka
sabada kulağımıza çalınmıştı. Bir gemici gelmiş, çarşı
dan öte beri almış. ' Abuk sabuk bir şeyler söylenmiş.
Sonra ortadan yok olmuş, diyorlardı. Epi var . Galiba bu adam olacak. DOKTOR
Ne zamanlar bu ?
Birkaç yıl oluyor beyim.
JANDARMA
DOKTOR - Allah Allah . Ben hiç işitmedim . Ne ise.. Dur bakalım .
MÜDDEİUMUMİ
Önce gemici olduğu muhak
kak !
DOKTOR
Şu odanın haline bak. Ne de güzel
yapmış ! MÜDDEİUMUMİ
Vallahi hayret edilecek şey
bu. Adam deli meli olmasın da... DOKTOR
Aklî muvazenesi pek de yerinde sa
yılamaz. Fakat korkulacak bir vaziyet yok. Eğer mek tepteki tabirler aklımda kalsaydı, bunun bir ismi vardı ya... Şimdi hatırlayamıyacağım . Şüphesiz bir marazî hal
karşısında bulunuyoruz. Fakat senin aklına geldiği gibi
değil. Bilâkis, bilâkis bizden daha
zararsız , daha iyi,
hattâ daha tatlı ve daha alâkaya değer bir hasta ! Buna
eminim . Şimdi göreceksin, bize mutlak hayatını anlata cak. Bunlar, deminden beri de delillerini mütemadiyen ortaya vurup durdu, başlarından geçenleri anlatmak me rakındadırlar. Bu suretle içlerini dolduran acıyı boşalt
mak ve kafalarına takılmış olan hatıradan kendilerini kurtarmak , ne diyeyim, bir nevi boşaltma ve rahatlama insiyakındadırlar. Ona bu teselliyi verdiğimiz için deli oluyor, görmüyor musun ? Talihimiz iyi imiş. Korkarım bu akşam uyku falan aklımıza gelmiyecek. Hoş, bu gü
rültüde zaten uyunmaz ya .. Durun bakalım, geliyor ga liba.. Aman sızıntı vermeyin !.. 6
( Kaptan girer elinde bir tahta tepsi, içinde tabaklar vardır ) KAPTAN
Ne kadar utandım. Ne kadar utan
dım. Anbarda bir şeycikler kalmamış. Böyle şerefli yol culara...
MÜDDEİUMUMİ Niçin üzülüyorsunuz Kap tan ? Misafir umduğunu değil, bulduğunu yer. Hem de
böyle gece yarısı gelen misafir ! Sen merak etme, bir az peynir ekmek , biz öpüp başımıza koyarız. KAPTAN
Ayağınızı öpeyim kusura
bakma
yin... Yabancı değilsiniz. (Önlerine bir sandalya çeker, tepsiyi kor ) Hadi buyurun.. (jandarmaya ) Hadi sokul arkadaş !. Sokul bakayım. Beyler müsaade ederler. MÜDDEİUMUMİ - Gel Mehmet, yaklaş ! Oooo ..
Bu ne ikram canım ? Sizin kileriniz şehirlerdekilerden zengin maşallah. Vallahi bizi mahçup ediyorsunuz. KAPTAN — Haddimiz mi beyim ? Ne kadar ol sa gemidir. Gidip de uzun zaman dönmemek var. Teda rikli bulunmalı. Deniz hali bu, belli olmaz. İnsanın der ya ortasında açlıktan kakırdaması ne demektir ? Ayıp olur. İnsana gülerler sonra ... DOKTOR ( Yemek yerken ) Afedersiniz Kap tan, bu kaysı reçeli mi ? Pek nefis bir şey !.. >
KAPTAN
( Gülerek ) Hayır beyim,
mürdüm
eriğidir. Acizane ben kaynattım. Hoşunuza gitti mi ? DOKTOR - Pek ! Doğrusu elinize sağlık .
MÜDDEİUMUMİ lek galiba ! ..
Hakikaten güzel, ya bu ? Çi
7
KAPTAN — Yine hayır beyefendiciğim , o da ko ca yemiştir. Dağların çileği! Buralarda boldur. Biz onu
pek severiz . Evlerimizde çömleklerle vardır. Balığa çı karken birkaç kavanoz yanımıza alırız . Hem sıcak tutar,
hem tokluğu süreklidir. Afiyt olsun ! DOKTOR
Teşekkür ederiz .
MÜDDEIUMUMİ
Eksik olma Kaptan Baba.
Sana borcumuzu nasıl ödiyeceğiz bilmem .
KAPTAN - İşt buna darıldım . Yooo .. Borç morç lâfı istemem . Burada kendi evinizdesiniz dedik ya ! ... Böyle sözlere dayanamam . Borç ne demek ? Gece vak
ti gemime iltica eden üç hemşeriye iki lokma ekmek verdim diye peşinizden mi geleceğim ? Hayır canım , onu demek istemedi. Hani size nasıl teşekkür edeceğiz, bizi çok utandırıyor. DOKTOR
sunuz demek istiyor arkadaş. Utanmak size değil, bize düşer. Şimdi ben size âlâ bir uskumru tavası yapmamal mi KAPTAN
idim ? Ne çare, bugün balık çıkmadı. Talihinize küsün ! Yarına Allah kerim . Ağlara bir şey vurursa o borcu muzu da öderiz . DOKTOR
Allah kısmet ederse biz erkenden
yola çıkacağız. İnşaallah başka bir sefer... KAPTAN ( Sözünü keserek ) Yooo... Dinim hakkı için bırakmam . Burada bir kaç gün misafirim
olursunuz. Sizi gezdiririm , tozdururum . Bir az hava alır siniz . Ondan sonra...
MÜDDEİUMUMİ - Ne zahmet Kaptan , ne zah met ? Hem malûm ya, bizim vazifelerimiz var. Yarın 8
kazada bulunmalıyız. Doktorun dediği ziyaret için, ço luk çocuk geliriz. Pazarı burada geçiririz. KAPTAN
-
( Birden bire ciddî ) Çoluk çocuğu
nuzla mı ? Ah, beni ihya edersiniz beyim . Beni ihya edersiniz. Demek çocuklarınız var ? Kaç tane ? Benim Allah bağışlarsa üç. MÜDDEİUMUMİ Doktorun iki. O daha yeni evelndi. Sizin de var mı ? KAPTAN nim de vardı!
( Başını önüne eğer ) Benim... Be
( Müddeiumumi
ve doktor
bakışırlar ; su
sarlar ) . ( Sükût ) ( Dışarda tekerleğin ve rüzgârın sesi artar )
KAPTAN — ( Yerinden kalkar,, camin önüne giderek dışarısını seyreder) Hava bozuyor ! ( jandarma
tepsiyi kaldırır, bir kenara koyar ) Şu bulutları görüyor musunuz ? Hiç şaşmaz !.. Dayan benim emektar kabur galarım , dayan !...
MÜDDEİUMUMİ
Korku yok değil mi ?
KAPTAN — Korku mu ? O bizim mahalleye uğ ramaz ! Hem neden korkacak mışız ? Yelkenler yeni!
Dümen sağlam ! Uşaklar tığ gibi ! Neden korkacakmışız ? İnayetî rabbaniye ile, bize mi demeyiz ! DOKTOR ğil mi Kaptan ?
( Gayet yavaş ) Karayel fenadır , de
Eeee... Karadenizde hatırını geçi rir biraz ! Alimallah gemiyi bir kundak gibi oradan ora ya sayurur. Serenler islık çalar. Kaburgalar çatırrr... ça KAPTAN
tırrrr... öter ! Şaka mı ? Karayel bu . Alimallah ana, ev 9
lât demez ; ekmek , su demez , eritiverir adamı ! Az mr gördük ? Az mi çektik ? Kahpe karayel !.. DOKTOR vardır ?
Kim bilir ne meraklı hâtıralarınız
KAPTAN – Ne demezsin birader, roman !! Hem -
nasıl ? Başı, sonu belirsiz bir roman ! Bir yaprağı bile in sanı dünyasından geçirir. Kanını kemiklerine sızdırır . Hey gidi Karadeniz hey !...
MÜDDEİUMUMİ
Çok oldu mu ayrılalı deniz
den ? KAPTAN
-
Üç yıl kadar oluyor gözüm . Ama
bana üç yüz yıl gibi uzun geldi. Hani şunun şurasında bir
rüzgâr, bir yalancı pervane, bir hava olmasa, kahrım dan zıbarır giderdim . Bereket versin ki... DOKTOR
Maşallah hiç bir şeyiniz eksik de
KAPTAN
Hamdolsun yaradana ! Buna da şü
kürler olsun ! DOKTOR
Sık sık böyle fırtınalar olur mu ?
KAPTAN
Her zaman ! Niçin burasını seçtik , a
beyim ? Bu fırtına da olmasa, biz nasıl nefes alırız ? Na sıl derdimizi avuturuz ? Nasıl bağrımızı
soğuturuz ? ..
Boğuluveririz lâhzacıkta . DOKTOR
Öyle ! Ne mutlu size, istediğiniz bir
yerde, istediğiniz havalar ve rüzgârlar arasında yaşıyor sunuz. Ne mutlu !
KAPTAN —- Eh, öyle diyelim de öyle olsun ! De dik ya.. Buna da şükür ! Allah beterinden saklasın ! Ti marhanelik olmaktansa ? ... 10
O nasıl söz kaptan ? Hiç bir şeyiniz
DOKTOR
yok ! Dost başından irak !
Bilâkis hepimizin arayıp da bulamadığı bir hayat ! Keşke ben de... Ben de böyle... MÜDDEİUMUMİ
KAPTAN (Keserek ) Deme öyle baba dostu , deme öyle! Herkes kendisini bilir. Her koyun kendi ba
cağından asılır. Herkes kendi değirmenini döndürür. Etrafı görmez . Şu adam böyle kafası önünde, düşünür. Şu , yolda yürürken ayakları birbirine dolaşır. Beriki is
kele kahvesinde oturup dururken, birden bire, küt di ye yere yıkılır ; bakarsın gitmiş ! Neme lâzım ! Bir sapa ni bir kişi sürer , iki değil! Felâket bir kişinin başına ge
lir, öteki duymaz, duysa anlamaz, anlasa umursamaz ! Bu böyle gelmiş, böyle gider !
Doğru !
DOKTOR
KAPTAN — Gece yarısı başınızı ağrıtıyorum . Şim di size yatacak yer tedarik etmeli. MÜDDEİUMUMİ - Sakın... Sakın zahmet etme.
Biz uykumuz gelince şuralara, bir yere uzanırız . DOKTOR
-
Öyle... Öyle... Uykumuz yok daha..
Zaten ne kaldı sabaha.. Birazdan gün ağarmağa baş lar .
KAPTAN
Siz dayanamazsınız. Rahatsız olur
sunuz. Etmeyin !
MÜDDEİUMUMİ Rica ederiz Kaptan, siz üzülmeyiniz . Emin olun ki uykumuz gelince size söy -
leriz . KAPTAN Pekâlâ , öyle olsun. Vebaliniz boy nunuza ! Hani içerde birkaç kişilik sedirimiz vardır. Te mizdir . Battaniyeleri atarız ...
11
MÜDDEİUMUMİ Olur, olur ! Kolay. Zaten bu rüzgârda pek uyku tutmaz ya...
Orası öyle ! Alışmak lâzım , alışmak ! İnsan her şeye alışıyor. İyiye de, kötüye de ! Baştan ali samam sanıyor. Deli olurum , ölür, geberirim sanıyor. Bir şeycikler olmuyor. Âdem oğlu öyle sağlam yapılı bir bina. Vuruyor dağ gibi dalgalar, çarpıyor dev gibi rüz gâr ! Dünya yerinden oynuyor. Ev, ocak, ana, avrat, ayal, uşak gidiyor. Sen ortada parmak gibi ayaktasını KAPTAN
Olur, iş mi bu ? Olur iş mi ? Dayanacaksın ! Allah sana bu gözleri neye vermiş ? Ağlayacaksın ! Bu gırtlağı ne
ye vermiş ? Haykıracaksın ! Bu göğüs, bu gövdeyi neye vermiş ? Dayanacaksın ! Altındaki tekne yer yer deline
bilir. Dümenin yerinden kopup dalgalara kapılabilir . Uşakların gözlerinin önünde, birer birer
serenlerden
kopup sulara karışabilir. Yelkenlerin param parça gü verteye serilebilir. Aldırma, madem ki sana yaşamna !
işi yükletilmiştir, yerinde dur ! Kıpırdama! Ciğerinin ka nini içine akıt ve yumruklarının terini ağlarına sil. Da yan köpekoğlusu ! JANDARMA KAPTAN
Öyle dayı, öyle ! .. Bak yiğite, nasıl halden anlar : Na
sıl da anlarsınız ! Kimbilir sizin de ne dertleriniz vardir ?
İnsan oğlu dertsiz olur mu ?
Kim bilir bunu ? Kimse !
Kimse ! Lâkin benimki öyle değil. Benimki başka türlü. Benimki deniz işi, deniz ! DOKTOR
Ne oldu Kaptan ?
KAPTAN Ne olsun beyim ? Sen insan bir ada ma benziyorsun. Hepiniz insan adamlarsınız , belli ! Yok sa şu saatte, benim mezarıma çıkıp gelmenize ne mâna verebilirdim ? .. Başınızı ağrıtmayayım .
12
MÜDDEIUMUMİ
Estağfurullah, bilâkis inin .
nettar oluruz. DOKTOR
Eğer sizi müteessir etmezse ?
KAPTAN - Yok canım ! yok canım ! Artık biz
de o kaldı mı ki ? O az acı çekmişlere mahsus bir ilâçtır. Bize o ilâçtan vermiyorlar. Elâlemin anası ölür, babası ölür, evi yanar, ocağı yıkılır .. Olur, olur ! Ağlar, ijini temizelr . Sizlar, rahat eder . Bizimki öyle mi ya ? .. Ne ağlayabilirsin , ne sızlayabilirsin , hepsi tükenmiş, bit
miş ! Bir oğlana, iki oğlana, üç oğlana ağlanır. Benim gi bi altı uşağını birden denize gömen adam ne etsin ? Ha ? Ne etsin ?
MÜDDEİUMUMİ
Vah ! Vah !
KAPTAN Ya !.. Altı tane aslan gibi evlât! Geçersin dümene, fora edersin yelkenleri, motoru sustu
rursun ! Onlar, oradan oraya koşuşurlar. Serenlere tır. manırlar. Şişen yelkenlerin arasında, ipten ipe sekerler.
Gel keyfim gel ! Lâkin ... Lâkin efendi, lâkin günün bi rinde, işte böyle... ( Parmağıyle gök yüzünü gösterir )
İşte böyle azgın bir düşman ; işte böyle görünme den, haber vermeden ; işte böyle sinsi sinsi gelir, ensene biner. Bir dakika içinde teknen karmakarışık olur, gö zünü açıp bakarsın ki ortada ne dümen var, ne yelken var, ne de evlât ! Hepsi uçmuş ! Hepsi gitmiş ! >
( Hıçkırır, sükût ) Sonra alırsın oltanı, gelirsin bu dağ başına ! Bura da sana gülecek hiç kimse yoktur. Eski günleri hatırla
tacak hiç bir şey yoktur.. Etraftan korkmadan , denizin yüzünü görmeden .. O katil yüzünü ... İnsanları unuta 13
rak ve rüzgârı, bu yalancı rüzgârı, bu yalancı deniz se sini dinleyerek , bu yalancı pervane gürültüsü ile kulak larını doldurarak , köpekçe bir ömür sürmeğe başlar
sın ! Ormandan balık yerine ahlat, midye yerine keçi boynucu ve hamsi yerine kocayemişi toplarsın ! Kaya lardan kazma ile tuz kırar, değirmen taşlarını göğsünle çevirerek öğütürsün . Sonra bunalrı buğday havuzun
daki dere suyuna katar; yine sahte, yine yalancı bir de niz suyu yaparsın. Sabah akşam yıkarısn başını, yüzünü,
kollarını, ayaklarını bu deniz suyu ile ..
Dudaklarında
Karadenizin tadı ve saçlarının dibinde Karadenizin is laklığı, uzanırsın kerevetine ! Yat babam yat ! Arasıra
böyle fırtınalar da olmasa ; hani insan, şu yardan ken disini kaldırıp atayım der. Öyle bir can sıkıcı gemidir bu. Öyle bir Allahın belâsı gemidir bu ! MÜDDEİUMUMİ
Peki, neden yeni bir gemi...
KAPTAN -- Yeni bir gemi mi ? İlâhi efendi, şim di bir gemi kaça alınabilir ki ? Bizde mangir kaldı mı? Hepsini ona harcamıştım. Tamir parasiyle belki üç ge mi alınabilirdi. Fakat, atmadık ! Büyük babama, baba ma, rahmetli ağama ekmek parası veren o hain kalbu ra kıyamadık. O katil tekneye nankörlük edemedik. Hem nasıl edebilirdik ?
Evimizin duvarındaki beyaz
kireç, kilerindeki ak un, onun sayesinde alınmıştı. Lâm bamızda onun gazı, ocağımızda onun odunu yanıyordu. Gırtlağımızı onun ekmeğiyle, tavuklarımızı onun darısı ile, doyuruyorduk. O deniz kenarında yatmıyordu : bi zim evde, bizimle beraber yaşıyordu. Rahmetli anam hep söylerdi : Geceleri gözümü açıyorum, yatağımın ya
nında up uzun yelkenleriyle, serenleriyle, bizim (Pelen gi Derya ) yatıyor... Hiç gözümün önünden gitmiyor, diye ! Lâkin efendi, bir görseydiniz ( Pelengi Derya ) yi, 14
bir görseydiniz ! Ah ... Ne güzel gemi idi. Limanda oka
dar yeni, okadar büyük gemiler vardı. Lakin bizimki başka idi, başka ! Nasıl başka ? Orasını anlatamam . Di lim dönmez buna ; en kestirmesi onu görmekti. Siz onu
göremediniz, yazık ! DOKTOR
İnşallah yenisini görürüz Kaptan !
Ah beyim , böyle söyleme. O artık bizden geçti. Bize burası çok bile. Şükür yiyecek ekmek bulduğumuza ! Hemşerilerin yardımı olmasa ona da KAPTAN
çoktan hasret kalacaktık ya.. Bereket, eloğlu kolay ko lay unutmaz adamı. Hısım, akraba sağ olsunlar, erza
kımızı aydan aya yollarlar. Eş dost da.. Eski arkadaş lar... İşte burada ömrümüzü tüketmeğe çalışıyoruz. Ba kalım bu gemiyi ne zaman batıracağız. Bu sefer ben de beraber ... Cumburlop ! Yo, olmaz ! Can tatlı, tatlı ama, artık okadar değil ! Bileydim böyle olacağını, kurtarır mıydım kendimi... Ah kafa ! ( Yumrukla başına vurur ) Ah eşek kafalı ! Atar mısın kulacı, bağırır mısın ( yeti şin ) diye ? Al bakalım, burada elâlem maskarası ol da
gör ! ( Tekrar hıçkırmaya başlar. Jandarma gözlerini si lerek kalkar ) JANDARMA
Efendi, ben bir hayvanlara ba
kayım ( Çıkar )
MÜDDEİUMUMİ
Fazla
müteessir
oldunuz.
Keşke bu bahsi açmasaydık . KAPTAN
Ne zararı
var efendim,
ne zararı
var ?
DOKTOR — İnsanın başından türlü şeyler geçer. Üzülmeyiniz ! Elbet bir çaresi bulunur. Ölümden gayri her şeyin çaresi vardır ! 15
KAPTAN
-
Çare ? Ölüm ?
DOKTOR
-
Deme öyle Kaptan . Bilir misin ben
anamı, babamı hiç tanımam ! Ya !... Annem beni doğu rurken , babam da, ben bir yaşında iken ölmüş. Bir ak raba yanında büyümüşüm . Bir resimleri bile elimde yok. Ne dersin buna ?
Vah zavallı uşak !
KAPTAN
Gördün mü ? Felâket yalnız senin
DOKTOR
başına gelmiş bir şey değil! İnşallah yeniden bir gemi sahibi olursun . Yeniden evlenir, çoluk çocuk yetiştirir
sin ! Maşaallah daha gençsin ! Uzun bir ömrün var . Dur bakalım , öyle birden bire kendini kaybetme ! KAPTAN
-
DOKTOR
Ah !
( Yumuşak bir sesle
devam eder )
Bizi buraya talih getirdi. Hepimiz için hayırlı olacak bu tesadüf ! Sana bir yardım yapabilirsek, senin kadar bah tiyar oluruz, biz de ! MÜDDEİUMUMİ
Aman doktor, ben de pek
rica ederim . Elimden ne gelirse yaparım . Kaptan artık bizim kardeşimiz sayılır. Eğer kabul ederse ?.. Tövbe .. Tövbe ! Sizin gibi efendile re... Ne mutlu bana, ne mutlu, ama ve lâkin ... KAPTAN
DOKTOR
Ne var ?
KAPTAN
Bilmem ki ? Bana hiç dokunmasa
DOKTOR
Hayır, yanlış fikirlere kapılma. Se
niz ...
ni rahatsız etmek aklımızdan bile geçmez. KAPTAN 16
Sakın ' hastaneye falan...
Yok canım , yok ... , MÜDDEİUMUMİ Düşündüğün şeye bak . Has tanede işin ne senin Kaptan ? DOKTOR Sen hasta falan değilsin ki ? DOKTOR
(Mütereddit) Yok , hani, meselâ ..
KAPTAN
DOKTOR Bırak canım şu lâfları, Allahını se versen ... Çocuk olma. Hastane hastalara mahsustur. Sen maşallah bizden daha sağlamsın . Aslan gibisin . Sa na lâzım olan bir gemi!
( Dışarda fırtına birden bire artar. Değirme
nin tekerleği gürültü ve çatırtı ile döner. Bir müd det dinlerler. ) ( Başı önünde, mırıldanır gibi, ağır ve
KAPTAN
dalgın ) Bir gemi! MÜDDEİUMUMİ Bir gemi!
( Aynı şekilde
düşünceli )
DOKTOR - Bir gemi lâzım ! Bulacağız. Millet sağ olsun ! Böyle bir aslan , bu dağ başında, sudan çıkmış balık gibi, oturamaz ! .
( Pencereye bakar, birden bire ye rinden kalkar) Haya arttı! Ben anbara ineyim biraz ! KAPTAN
( Kendisini kaybetmiş bir halde süratle dışa rı çıkar. ) MÜDDEİUMUMİ
( Korku ile ) Ne oluyor ?
DOKTOR Dur, telaş etme! Her şeyi hallede ceğiz . Bu adamı kurtaralım , kardeşim .
Kurtaralım doktorcuğum . MÜDDEİUMUMİ Kurtaralım , fakat nasıl ? Çaresi ne bunun ? 17
Çaresi ? Onu yeniden denize çıkar mak. Onu bir gemi sahibi etmek !. DOKTOR
MÜDDEİUMUMİ
- Bu, güç bir iş !
Evet, oldukça ! Fakat mümkün !
DOKTOR
MÜDDEİUMUMİ DOKTOR
Nasıl ?
Çalışacağız !
.
MÜDDEIUMUMİ
Nasıl ?
Şimdi sus ! Sakın yanlış bir hare DOKTOR ket yapma, pek rica ederim . Ona daima inanmak lâ zım . Daima ona inanacağız. Onu kurtarmak için ilk ya pacağımız şey budur.
Peki! Dışarda da kıyamet MÜDDEİUMUMİ kopuyor. DOKTOR — Beni düşündüren de bu ya... Bu çok tehlikeli bir şey... Fakat idare edeceğiz. Ne yapalım ? Fırtına, onun kafasını daima tahteşşuuruna doğru çeki yor. Orada ne varsa karıştırıyor, ayaklandırıyor. Fakat bizi daima bir yolcu gibi gördüğü için hiç bir tehlike -
yok. Kaptanlar yolcularının üzerine kanat gererler ! Bu rada evmizden daha çok emniyette sayılabiliriz. MÜDDEİUMUMİ
Binadan korkuyorum .
Hadi canım.. Bu dağın tepesine, bu, rüzgârların çarpıştığı yere kurulan bina, öyle kolay ko DOKTOR
lay yıkılmaz.
MÜDDEİUMUMİ
-
Yıkılsa da ne çıkar yahu..
Başa gelen çekilir. Ah şu adama bir iyilik yapabilsek ! DOKTOR
-
( Elini onun dizine koyar ) Yapaca
ğız, öyle ümid ediyorum. 18
MÜDDEIUMUMİ — Yaşa Doktor ! Hakikî bir in sansın sen ! Benden de ne istersen , ne dilersen, hazırım !
Şimdiden bir maaşımı bu işe koyarım . DOKTOR
- Ben de koyuyorum ,
( Birbirlerinin elini sıkarlar ) KAPTAN
( Telâşla içeri girer, hali gayri tabi
idir ) Efendiler, şu muşambaları giyiniz ! Birer kenara yapışınız ! Hiç bırakmayınız ! Tehlike yok, korkmayı nız ! Karadeniz yine kudurdu ! ( Doktorla Müddeiumumî hemen
kalkarak
yağmurlukları giyerler. Kaptan lâmbayı söndürür. Oda karanlık olur. Yalnız şimşeklerle vakit vakit aydınlanmaktadır. Sonra camın önüne gider, iki rüzgâr
dolar.
Fırtına son haddine varmıştır. Aşağıdan
atların
kanadını
birden
açar ;
idaya
kişnemeleri işitilir. Kaptan da muşamba caketini kukuletesini giymiştir. Dümen tekerleğine yapışır. Kolunu pencereden dışarı uzatarak keskin ve dik bir sesle bağırır . ) Alabanda sancak ! Bütün yel.
kenler fora ! Hasan çek demirleri yavrum ! Hüseyin , ay rılma halatların başından ! Yusuf, Mürteza, Osman , yer
lerinizden kıpırdamayın ! Mehmet Ali ! Mehmet Ali ! Sik dişini, aldırma dalgalara, varsin vursun imansızlar ! Varsın kırsın aslanlar ! Gözlerinizi kırpmayın ! Hadi benim yavrularım ! Hadi kurtlarım ! Hadi benim baba yiğitlerim !... Karadeniz ! Karadeniz !... Hey anam hey !.. ( Müddeiumumi ve Doktor camdan dışarısını seyrederler. )
korku
içinde
- PERDE
19